Eflatun’un Pişmanlığı

Murat Güzeloğlu

Murat Güzeloğlu

Yazarın şu ana kadar yazılmış 3 yazısı bulunuyor.

Şayet Eflatun bugün yaşasaydı ,ustası Sokrates’in düşünçelerini

yazdığı DEVLET kitabını yazmak için tekrar düşünürdü. Devletin, bugün ki

kadar yanlış anlaşıldığı bir devir sanırım olmamıştır.

Devlet en basit tabiri ile “yönetim aygıt’ı dır.

Buradan yola çıkarsak, bir araba size çarptığında o arabaya mı tepki

gösterirsiniz, yoksa o aracı kullanana mı? Size çarpan arabaya düşman olan

çıktımı aranızda? Yada yanağınızı kesen traş makinesine düşman olanınız?

Peki bugün yaygın şekilde yaşadığımız devlet düşmanlığı nereden ortaya

çıkıyor?

Bir siyasi parti ,bir toplumsal yapı devlete düşman mı olmalıdır,

Yoksa;

Devleti idare etme yetkisini ele almaya mı çalışmalıdır?

Ataçalı kel Mehmet eFe, sade sessiz bir ırgat iken aganın kızına sevdalanır,bu

yüzden agasından ve o günki devlet gücü jandarmadan ceza ve cefa

görür(devletin gücü şu yada bu şekilde zenginin yanında/emrindedir) bu

nedenlerden dolayı dağa cıkar,ezilenleri yanı toplar,öyle bir güc olurki aydın

viayetini ele geçirir. Valilik makamına oturur ve ferman yayınlar:

‘ vali­i vilayet, hademe­i devlet, Atçalı Kel Memet ‘ şeklinde imzalar

Ataçalı, elegecirdigi devlet ve güne saygılı,kendisine hademe diyecek kadar

da alçak gönüllüdür.

Günümüz de ise hem hükümet hem muhalefet devlet aygıtını kullanalar ile

devlet özdeşleştirmiştir.

Hükmedenlerin(hükümet) kendini devlet ile özlestirmesi devleti kendi malı

gibi düşünmesi ayrı bir sorun ucu diktatörluğe kadar gidebilir. Ama bir şekilde

hükümetler ve hüküm kuranlar değişebilir.

Asıl vahim olanı muhalefetin devleti hükümetle özdeşleştirmesidir ve devlet

düşmanlığı yapmasıdır.

Muhalefet deyince de karşımıza sol değerlere sahip olanlar ve bazılarınca sol

olduğu zannedilen etnik ve faşist yapısıyla elinde silah ile siyaset mi,”terör”

mü yapacağı konusunda aklı karışık bir yapı akla geliyor ki onlar ile işimiz

Sorun bazılarının onların mücadelesin deki “silah”kısmını ısrarla

görmezlikten gelerek demokrasi ve özgürlük argümanıyla karşılık

verilmesinde ısrarcı olması ama farketmedikleri onların var olan devlet

aygıtını parçalamak ve yerine kendi devletlerini istemelerinin ayırdında

olmamaları…

Bu tuzağa ise en cok kendilerine Y­CHP ve Y­CUMHURİYET diyen

yapılar düşmüstür. Bunlar devletin ne olduğunu unutmuş, yapmaları gereken

devletin demokratikleştirme mücadelesinden uzaklaşıp, yarattıkları

Anti-Tayyip öcüsüne indirgemişlerdir.

21.yüzyılda Orta doğuda bile bir diktatörün ömrü 15 bilemedin 20 yıldır.

Toplumsal temelinden yoksun kişiye odaklanmış mücadele yanlış sonuçlara

götürür.

Yukarıda bahsedilen “yeni”lenmiş bu iki yapı kurucu felsefesi olan Kuvai

Milliye ruhundan uzaklaşmış kitleleri ile bağları pamuk ipliği derecesine

gelmiştir. Kadrolarını liberal sol(ne demek oldugunu anlamıyorum ama

dönekligin üstü şekerle kaplanmıs hali olsa gerek),sorosçu,tesevci , kıblesi

şaşmış dinci ve CİA güdümündeki cemaat yapılarıyla doldurmuştur. Bu durum

ise oy oranlarına ve trajlarına yansımıstır. Devlet aygıtına yara vermek icin

etnik ayrılıkçı faşistlerin söylemlerini kullanmaktadırlar.

Devlet yönetiminde olanlar ise sanki bunlara çanak tutar şekil de

spekülasyonlara acık davranışlar göstermektedirler.

Uludere olayında oldugu gibi olayı sonuca bağlamayıp, suçlamalara açık

hale getirmişlerdir.

Halbuki devlet ciddiyeti açıklıkla dilenen bir özürle gösterilebilirdi. Sonuçta

1974 Kıbrıs Harekatında yanlışlıkla kendi gemisini vurmuş bir milletiz. Yanlış

istihbarat ile aşırı güc kullanılarak öldürülen kaçakçılar, sanki pikniğe giden

öğrencileri vurmuş gibi bir tepkiyle dile getirilmiştir. Bu nüda en çok liberal

“solcu”lar yapmıştır.

Bugün bize asıl lazım olan Nazım hikmet tarzı solculuktur. Devleti

yönetenler tarafından türlü cezalara ve acılara uğratılmış olsa bile “devlet

düşmanı” olmamıştır. Kendi gibi düşünenlerin yöneteceği bir devlet hayal

etmiş, bunun için uğraşmıştır.

EĞER DEVLET BİZİM, GİDEBİLECEK BAŞKA YERİMİZ YOK…

Diyorsanız devlete sahip çıkmalı hatalarını ortadan kaldırmalıyız

YAZARIN SON YAZILARI
Bide* - 7 Nisan 2017
Anayasanın Elli Tonu - 10 Ocak 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ