Düşünce ve ifade özgürlüğümün dogmalarla imtihanı

Av. Emrah Yayla

Av. Emrah Yayla

Yazarın şu ana kadar yazılmış 3 yazısı bulunuyor.

ifade-300x223-6BFF-99D0-F064

Sağdan soldan, radyo televizyon ve gazetelerden, kısaca hayatımızın her hangi bir anında sürekli duyuyoruz: Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, hak, hukuk, hürriyet falan filan. En düşüncesiz olanın bile dilinde pelesenk olan bir kelime halini alıverdi özellikle düşünce ve ifade özgürlüğü. Eee tabi en düşüncesizin düşüncesizliğinin de bir özgürlüğü vardır demokrasinin olduğu yerde ve bu da ortaya çıkan vahim sonuçları ardın sıra meydana getirmektedir. Fakat insanların sağdan soldan bir şekilde  duydukları ve yerinde olmadan kullandıkları bu sözcükler, aslında asırlardır alt yapısı oluşturulmaya çalışılmış ve hala insanlık tarihinde bir neticeye ulaşamamış ve noksanlıkları bulunan bir kavram halini almıştır. Çünkü soyuttur ve insanlar kendi düşüncelerini ilave ederek yanlış bir biçimde yorumlayabilmektedir. İşte bundandır ki günümüz yüzyılında bile hala günlerce tartışılmakta ve hala bir çözüm bulunamamaktadır.

Kanaatimce insanların çözüm bulamamasındaki en büyük sıkıntı; kullanılan ifadelerin anlamını bilmemeleri, bilenlerin ise hazmedememeleri, hazmedenlerin ise hatmedememeleridir.  Bu kelimelerin öyle şuursuzca sağda solda savrulacak kelimeler olmadığını, insanlar tarafından benimsenmesi ile beraber koca imparatorlukların sonunu hazırlayan, dünya haritasını değiştirecek ihtilallere sebebiyet veren kavramlar olduğunu asla unutmamak gerekir. Bu nedenle özgürlüğün savunmasını ve muhafazasını bazı dönemler en totaliter, en baskıcı olan iktidara yaptırmak tarih sahnesinin kara bir lekesi olmuş, telafisi mümkün olmayan acılara sebebiyet vermiştir. Bu nedenle, iktidarın siyasi emellerine de alet olan bu kelimeler zamanla yontulmuş ve yine bu şahısların yarattıkları yahut benimsedikleri siyasi ideolojilerinin kalıpları ile ortaya çıkan yeni manaları bu kalıplara doldurulmuştur. Belirli bir kesime ve ideolojiye hizmet eden liderler koşul ve şartlara göre kendi çıkarları doğrultusunda yarattıkları bu kelimeleri kullanmış ve adeta saf anlamlarının yitirilmesine neden olmuştur.

Son zamanlarda yaşanan tartışmalardan analiz ettiğim kadarıyla şunu belirtmek isterim ki; insanlarda düşünce özgürlüğü ile fikir özgürlüğü kavramlarının ayırdına varamayacak derecede dogmaların mevcut olduğudur. Bir kesim grup siyasi dogmalarla kendini paralarken diğer taraflar din dogmaları yaşamakta, aralarında oluşacak ihtilafta ise dogma ile özgürlüğü çarpıştırmakta ve maalesef ortaya sonucu tahammül edilmeyecek zorbalıklar ayyuka çıkmaktadır. Bu zorbalığın en büyük sorumlusu ise, bu fırsatları iyi değerlendirip insanları galeyana getiren dalkavuklardır. Bu zorbalık, maalesef sayısız insanın kayıtsızca öldürülmesine sebep olmaktadır. Oysa ki; düşünce özgürlüğü mütemadi sınırsızlığı gerektirse de onun fiiliyata geçmiş hali olan fikir özgürlüğü çeşitli sınırlandırmalara tabi olmaktadır. Bu kısıtlamalar yine devlet tarafından değil sosyal ortam ve birlikte yaşayabilme ortamının oluşabilmesi açısından teamül olarak oluşturulmaktadır. İşte burada hukuk devreye girmektedir. Bu teamüller kanun hazırlanmasında etkisini göstermektedir. Kanun maddesi oluşturulurken vatandaşın temel hak ve özgürlüğünü anlatan hükümlerin hemen ardındaki hükümlerde ; ama, fakat, lakin gibi kısıtlayıcı ve sınırlandırıcı hükme yer vermektedir. Bu hükümler bilhassa hukukta bazı durumlarda özgürlüğün yalın halini zedeleyebilmektedir fakat salt özgürlüğü yarım bırakmak özellikle teamül olgusu gelişmemiş ülkelerde sıkıntı yaratmaktadır. Bu nedenle kanun hükümleri ile sınırlandırma garanti altına alınmaktadır.

Bu nedenle dogmatik düşünce özellikle fikir ve ifade özgürlüğünde fren mekanizmasını oluşturmaktadır. Dogmayı tanımlayacak olursak, uzun uzadıya tanımlamalar yerine “ belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz bir hakikat olarak kabul edilmesi yahut itiraz edilemeyen bir önerme” diyebiliriz. İnsanlar için bazı şeyler vardır ki her şeyden değerlidir. Kimileri için bir din, kimileri için bir lider kimileri için aile, kimileri için kocaman bir hiçlik… Fakat her insan hayatını idame ettirirken muhakkak sıkı sıkıya bağlı olduğu bir değerler vardır ve bunun üzerine dogmalar kurulmaya başlanmaktadır. Sistem bunu gerekmektedir. Devlet mekanizmasına bağlı olan her bir birey gerek ailesinden, gerek toplumdan, sokaklardan, arkadaşlarından, öğretmenlerinden gerek hayatın taa en içinden bir şeyleri benimseyebilmekte ve ona sıkı sıkıya bağlanabilmektedir. Sorgulayan düşünen bilen araştıran insan yine bunun ne kadar doğru ne kadar yanlış olacağına yine kendisi karar verecektir. Yine toplum benimsemediği hususları kısıtlama ayıplama yoluna gidecektir. Bu hususta kimseler hak hukuk hürriyet iddia etseler bile bulundukları toplum onları benimsemeyecek dışlayacaktır. Her ne kadar  tarih sahnesinde yapılan onca savaşlar insanlara hürriyet özgürlükler gb somut kavramları vaadetse de en nihayetinde yine belirli sınırlandırmaları da ardından getirmiştir.

“Düşünce özgürlüğüdemokrasinin temel ilkesidir. İnsan haklarına ilişkin bütün belgelerde ilk sırada vurgulanmıştır. Kimsenin müdahalesi olmadan her fert istediğini düşünme hakkına sahiptir ve bu hakkın korunması gerektiğine, düşünce özgürlüğünün kimseye duyurulmadan sadece beyinde kalan bir soyut işlem değil, açıklama, ifade, tartışma, yayınlama özgürlüğünü de beraberinde getirdiğine dair açık toplumlarda bir temel uzlaşma ilkesi olmuştur.”
 İfade özgürlüğü ise; “ İfade özgürlüğü (ya da konuşma özgürlüğü) Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ilan edilen, birçok ülke tarafından kabul edilen bir haktır. Elbette ülkeden ülkeye bu hak daha değişik uygulanabilir. Devletlerin otoritesinde yaşayan ülkelerde o devletin sansürleri uygulanabilir. Ancak liberal demokrasilerde de sansür değişik formlarda bulunabilir. (Nefret sözcükleri, müstehcenlik, v. b.)”

***

Anlaşılan o ki bu iki kavram birbirine o kadar benzer ve bir o kadar birbirinden farklıklar göstermektedir ki bu nedenle insanlar düşünce özgürlüğünü ifade özgürlüğü ile karıştırmaktadır. Bu nedenle insanlar bazı hususlarda beyan ettikleri görüşleri karşıt görüşteki insanların dogmalarına çarpmakta ve bu nedenle neticesi istenmeyen olaylar yaşanmaktadır. Elbette ki insanlar özgür bir biçimde düşünebileceklerdir fakat bunu karşımızdaki diğer insanların sınırlarına dokunmadan yapmaları gerekecektir. Maalesef zamanınızda, aristokrat geçinenler, sanatçılar hatta ve hatta üniversitelerde profesör olanlar kısaca toplumda söz sahibi olanlar, kişilerin sınırlarını aşan ifadelerini ifade özgürlüğü saymakta, ifade özgürlüğünün sınırsız ve dokunulmaz olduğunu beyan edereke İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİNİ öne sürmektedir. Özellikle bu konuda madde 19’daki ifade özgürlüğünü öne sürmekte ve maalesef madde 18’deki düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü es geçmektedirler. Bunun nedeni ise bu tür bildirileri kişilerin kendi çıkarları doğrultusunda hükmü bulunan maddelerce somut olayı değerlendirip yine sadece kendi işlerine gelen maddeleri eleştirilere karşılık öne sürmelerinden kaynaklanmaktadır. Unutulmamalı ki, yakın zamanda toplumda yer edinen ve dünyanın kaderini şekillendiren Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisinin  ve  İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin bölünmez bir bütün olarak ele alınmaları gerekmektedir.

Nihayetinde insanların kişisel değerlerine yapılan saldırıları eleştirenleri, İnsan Haklarına aykırı davrandıkları görüşü ile küçümseyen kişilere belirtmek isterim ki; siz madde 19 u bir kenara yazmış ve buna sıkı sıkıya bağlanmışsınız ama madde 18 düşünce, vicdan ve din özgürlüğü ile madde 29 hakların sınırlandırılması hususunda gerekli önemi gösterememişsiniz! Keşke sadece madde 19 da kalmayıp devamındaki maddeleri de okuyup benimseyebilseydiniz. Belki o zaman insanların dogmalarına diğer bir değişle sıkı sıkıya bağlı olduğu ve değiştirilemeyecek düşüncelerine saldırmamış olurdunuz.  Nihayetinde ifade özgürlüğüm var diyerek saldırdığınız alay ettiğiniz insanların yapmış olduğu savunma şekli ( özellikle kabul edilemeyecek ölümle sonuçlanacak saldırılar ) neticesinde toplumda kaos ortamı oluşmayacak ve sizler de ifade özgürlüğü naraları atmamış olacaktınız.  Eee toplumun bir kısmını hiçe sayıp sadece ben ve benim görüşümdekiler derseniz ve insanların değerleri ile alay edip bunu da ifade özgürlüğü zırhına bürünerek yaparsanız, karşı taraf  da etkiye tepki göstererek bir şekilde kendilerini savunma ve karşılık verme girişimine geçeceklerdir.

Sürekli bahsettiğimiz maddelere göz atacak olursak,

Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.
Madde 19- Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.
Bu hususta sınırlandırmaları da belirtmek gerekir. Demek ki sosyolojik açıdan değerlendirdiğimizde salt kanun ile özgürlük var olsa da toplum yaşantısı içinde insan değerlerine de önem vermek gerekmektedir.Madde 29 sınırlandırmalar ile ilgilidir.

Madde 29
1. Herkesin, kişiliğinin serbestçe ve tam gelişmesine olanak veren topluma karşı ödevleri vardır.

2. Herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.

3. Bu hak ve özgürlükler hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.

Sonuç olarak belirtmek gerekirse; kişiler özgür olduğu alanlarda tabi ki istediklerini düşünebilirler fakat ifade özgürlüğü hususunda özellikle kişilerin sıkı sıkıya bağlı oldukları hususlarda karşı tarafa saygı gösterilmesi toplumda bir teamül haline gelmelidir. Bu hususta ülkeler gerekli çalışmaları yapmak zorundadır ve aksini ortaya atacak, ortamı kızıştıracak beyanlardan muhakkak kaçınmalıdırlar. İfade özgürlüğü sınırı ise tabi ki devlet dayatmalarına neden olmamalı ve bu konudaki hassas ölçü yakalanmalıdır. Sade ve sadece çok özel durumlarda ifade özgürlüğüne sınırlar getirilmelidir. Aksi halde insanlar geniş bir biçimde düşünemeyecek, düşünseler bile bunu dile getiremeyeceklerdir. Bu hususta son olarak cümlemi Müslüman bir genç olarak Papa Frencesco haberi ile bitirmek istiyorum:
“Papa Francesco, Paris’teki Charlie Hebdo mizah dergisi ve süpermarket baskınından sonra yaptığı değerlendirmede,dine hakaret edilmesini yanlış bulduğunu vurgulayarak ifade özgürlüğünün olduğunu ancak bunun bazı sınırları olması gerektiğini söylemişti. Papa, bu yorumlarını “Anneme küfredersen yumruğu yersin” sözleri ile ifade etmişti.”

                                                                                                                                                Emrah YAYLA

                                                                                                                                         21.01.2015 / İSTANBUL

YAZARIN SON YAZILARI
demokRÖsi - 9 Aralık 2015
Yüzde 10 / %10 - 9 Aralık 2015
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ