1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Kapsamında Türk-Yunan İlişkileri ve Uluslararası Arenada Bu İlişkilerin Yansımaları

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Kapsamında Türk-Yunan İlişkileri ve Uluslararası Arenada Bu İlişkilerin Yansımaları

1974 KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI KAPSAMINDA TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ VE ULUSLARARASI ARENADA BU İLİŞKİLERİN YANSIMALARI

Okuyacağınız makale Nazlı ESER tarafından yazılmış olup, yazarın izni doğrultusunda yayımlanmaktadır. Sayfa düzeni açısından kaynakça ve akademik bilgiler silinmiştir. Metnin orijinal halini yazının en alt kısmından indirebilirsiniz. İletişim; kku_uai_34@hotmail.com

  1. Giriş

Türkiye, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirmiştir. Fakat Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik gerçekleştirdiği bu harekatın uluslararası hukuka uygunluğu sürekli tartışılmıştır. Çünkü uluslararası toplumun bir bölümü, bu müdahalenin haksız olarak gerçekleştirildiği gibi iddialar çerçevesine şekillenmiştir.

1959 yılına kadar Kıbrıs üzerinde egemenliği bulunan İngiltere artık, tek başına adanın egemenliğinin kendisine bir yük oluşturduğunu söyleyerek Mac Millian Planı’nı önermiştir. Amerika ve İngiltere’nin desteğiyle Türk ve Yunan taraflarının Zürih’te ikili görüşmelerde bulunması neticesinde, kabul ettikleri antlaşmaları, İngiltere’ye sunmak amacıyla Londra’da İngiliz, Türk ve Yunan Hükümeti bir araya gelmiştir. Kıbrıs Rum tarafının ve Kıbrıs Türk tarafının da temsilcilerinin de imzalamasıyla bu antlaşmaları, bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti yönünde ilk adım atılmıştır. Türk tarafının taksim planı ile Rum tarafının Enosis planları böylece geri planda kalmıştır.

Londra’da gerçekleştirilen görüşmeler çerçevesinde üç temel antlaşma kabul edilmiştir. Ayrıntılarını makalemin devam eden bölümlerinde göreceğimiz bu antlaşmalar; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Temel Yapısı ile İlgili Kurucu Antlaşma, İttifak Antlaşması ve Garanti Antlaşması’dır.

Garanti Antlaşması çerçevesinde Türkiye’nin 1974 yılında Kıbrıs’a yaptığı müdahale, bu antlaşmanın 4. Maddesi çerçevesinde yasal ve hukuki olarak gerçekleştirilmiştir. Tamamen garantör devlet olan Türkiye’ye bu antlaşma çerçevesinde verilen tek taraflı müdahale hakkı, Kıbrıs halkının can ve mal güvenliğini korumak ve akabinde Kıbrıs’taki mevcut duruma dönmek amacıyla Türkiye tarafından kullanılan bir hak olmuştur. Türkiye adaya direk olarak müdahale etmemiş, aksine antlaşmanın da öngördüğü şekilde ilk olarak diğer garantör devletlerle görüşmelerinden hiçbir sonuç alamayınca son çare olarak müdahale etmiştir. Ayrıca BM Antlaşması’na aykırı olacak bir durum söz konusu olmamaktadır. Kuvvet kullanma yasağının yer aldığı BM Antlaşması’nın 2/4. Maddesine paralel olarak Garanti Antlaşmasının ona verdiği hak çerçevesinde kuvvet kullanılmıştır. Son olarak makalede Rumların, tek taraflı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasa’nı ihlal etmesi üzerinde Türkiye müdahale kararını aldığı gösterilmeye çalışılmıştır.

Bu makalede Türkiye’nin 1974’de Kıbrıs’a gerçekleştirdiği müdahalenin uluslararası hukuka uygun olduğu; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu antlaşmaları olan; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Temel Yapısı ile İlgili Kurucu Antlaşma, İttifak Antlaşması ve Garanti Antlaşmaları çerçevesinde; ve müdahalenin gerekçesi olan Garanti Antlaşması’nın 4. maddesi ve uluslararası hukukun önemli bir kısmını oluşturan BM Antlaşması’nın ilgili kısmıyla birlikte verilmeye çalışılarak açıklanmaya çalışılmıştır.

2.1959-1960 Kıbrıs Antlaşmaları Ve Bu Antlaşmalarla Ortaya Çıkan Hukuki Durum

Tarihe bir dönüp bakacak olursak, resmen 1923’te İngiliz idaresi altına giren Kıbrıs’ta Rumlar, Ada’nın statüsünü kendi lehlerine yönelik değiştirmek için çalışmalarda bulunmuşlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesini talep eden Rumlar, İngilizlerin anayasa oluşturma teklifini reddederek “Enosis” içermeyen hiçbir teklifi kabul etmeyeceklerini belirtmişlerdir. II. Dünya Savaşından sonra İngiltere tarafından özerk bir yönetim oluşturma çabası içine girerek çeşitli planlar hazırlanmıştır. (1947 Lord Winster Planı, 1948 Jackson Planı, 1955 1. Mac Millian Planı, 1955 1. Ve 2. Harding Planları, 1956 Radcliff Planı, 2. Mac Millian Planı ve 1958 Spaak Planı). İngiltere’nin buradaki temel amacı Ada’daki İngiliz egemenliğinin devam ettirilmesini sağlamak istemesidir. Tabi ki bu planlar Enosis iddialarını yansıtmadığı için reddedilmiştir. Buraya kadar görüyoruz ki Ada, İngilizler ve Yunanlılar arasında bir egemenlik tesis etme amacıyla mücadele unsuru olarak karşımıza çıkmıştır. Ne İngiltere vazgeçmiştir ne de Yunanistan vazgeçmiştir. Ki ikisinin de vazgeçmeye niyetlerinin olmadıklarını da devam eden süreçteki olaylarla saha somut olarak göreceğiz.

Kıbrıs Adası’nın Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında stratejik konumunun bulunması, Doğu Akdeniz’de ticaret yolunu kontrol eden sabit bir üs ve uçak gemisi niteliğinde olması, dünyadaki zengin petrol bölgelerine, batmayan bir gemi gibi burnunu uzatmış olması Ada’yı tarih boyunca çekim merkezi haline getirmiştir.

  • Zürih Görüşmeleri

1954 yılı ertesinde Yunanistan self-determinasyon prensibinin Kıbrıs halkına uygulanması talebiyle BM’ ye başvurmuş, fakat aradan dört yıl geçmiş, Ada’daki İngiliz egemenliğini zedeleyecek bir kararı BM’den çıkartamamıştır. 1958 yılına gelindiğinde Kıbrıs Adası BM Şartı’nın İngiltere’nin egemenliğinde Özerk Olmayan Ülke (Non-self-governing territory) statüsündedir.  1958 yılına kadar İngiltere, Lozan Antlaşmasıyla muhafaza ettiği egemenliği koruyarak, Ada’da özerk yönetim oluşturulması için çeşitli anayasa tekliflerinde bulunmuş fakat Kıbrıs Rum Toplumlarınca reddedilmiştir. Bunların sonuncusu;  19 Haziran 1958’de sunulan Mac Millian Planı’dır. Peki bu plan ne önermektedir? Plan,  “Ortaklık Planı” olarak, gelecekte Ada’da kurulacak olan özerk hükümetinde Türkiye ve Yunanistan’dan temsilcinin yer alacağı bir planı öngörmekteydi. İngiltere, Orta Doğu’da ABD’den ve NATO’dan bağımsız olarak politika yürütmenin imkansız olduğunu kavramış, bu nedenlerden ötedir ki Ada’da sınırlı ve NATO’nun kullanımına açık bir askeri varlığa rıza göstererek, 1958 yılında Ada’da bağımsız bir cumhuriyet kurulması ve Türkiye ile Yunanistan’ı soruna dahil etme noktasına gelmiştir.

1958 yılının yaz aylarında Ada’daki Türk-Rum çatışmasının yaygınlaşması sonucunda girişimlerde bulunularak ABD devreye girmiştir. Soğuk Savaş sırasında uluslararası bir sorun olarak gündemde bulunan bu çatışmalar ABD’yi rahatsız etmiştir. Çünkü NATO’nun güney kanadı zayıflamaya ve SSCB’ nin bölgede güçlenmesine neden olmaktaydı. Türkiye ve Yunanistan üzerine etlilerini arttıran ABD, tarafları çözüm bulmaya ikna etmiştir. Bölgede SSCB’nin güçlenmesi demek ABD’nin SSCB’ye karşı oluşturduğu NATO’nun güney kanadının etkisiz hale gelmesine, Ada üzerinde; Soğuk Savaşın diğer güçlü aktörü Sovyetler Birliği’nin aktif politikalar üretmesine ve onun sıcak denize inme fikrinin gerçekleşmesine neden olacaktır.

Enosis ve Taksim fikirlerine karşı Ada’nın bağımsızlığı fikri ortaya çıkmıştır. Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanları, İngiltere ve Amerika gibi NATO müttefiklerinin teşvikiyle Kıbrıs’ın bağımsızlığı sorununa bir çözüm bulabilmek için 5-11 Şubat 1959’da iki görüşmeler gerçekleştirmişlerdir. Kıbrıs Devleti’nin temel özelliklerini belirleyen anlaşmayı her iki tarafta imzalamayı kabul etmişlerdir.

“Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın Temel Yapısı ile İlgili Anlaşma”;  “İttifak Anlaşması” ve  “Garanti Antlaşması’ndan” oluşan Zürih Görüşmeleri çerçevesinde oluşan antlaşmaları; İngiltere imzalamadığı için hukuki bir sonuç veya etki doğuramaz nitelikteydi, çünkü adada İngiltere’nin egemenliği devam etmekte olup, o tarihte ortada bir Kıbrıs Cumhuriyeti olmamasından ve İngiltere’nin bu antlaşmada imzasının bulunmamasından dolayı bu antlaşma hukuki dayanaktan yoksun olmakla birlikte kabul edilmesi için İngiltere’nin ve Ada’daki her iki toplumun onayına sunulmuştur.

Zürih Görüşmeleri, Türkiye ve Yunanistan’a birtakım yükümlülükler yüklemesine karşın, bu metnin 11 Şubat 1959’da hukuksal sonuçlar doğurma yeteneğine sahip olmadığı görülecektir. Çünkü, Ada’da İngiliz egemenliği devam etmekte olduğu için Zürih Antlaşması’nda ele alınan konular uygulanamaz niteliktedir. Zürih’te metinleri oluşturulmuş, Türkiye ile Yunanistan tarafından imzalanan Garanti ve İttifak Antlaşmaları 11 Şubat 1959’da hukuksal sonuç doğurmaktan yoksundur. Çünkü bu antlaşmalarının konusunu oluşturan Kıbrıs Devleti yoktur ve antlaşmaya taraf olduğu bildirilse de İngiltere imzalamamıştır. Yani Kıbrıs Devleti bağımsız bir şekilde ortaya çıkmamıştır, burada İngiltere’nin imzasına gerek duyulmuştur.

  • Londra Antlaşmaları

İngiltere’nin onayı, Zürih’te görüşülen antlaşmaların hukuken ve fiilen yürürlüğe girmesini sağlayacaktı. Bu nedenle taraflar, Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan ön antlaşmayı görüşmek üzere Londra’da bir araya gelmişlerdir. 17 Şubat 1959’da başlayan Londra Konferansının katılımcıları, İngiltere, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Rum ve Türk toplumları heyetlerinden oluşmakta olup Zürih Görüşmelerindeki antlaşmalara ek olarak belgeler mevcuttur.

19 Şubat 1959’da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının, Kıbrıs Rumlarının lideri Başpiskopos Makarios ile Kıbrıs Türklerinin lideri Fazıl Küçük tarafından imzalanan Londra’daki antlaşmalar çerçevesinde bir anayasa hazırlanmış ve neticesinde anayasa 6 Temmuz 1960 tarihinde kabul edilmiştir. İngiliz Üsleri ile ilgili konuda çözüme kavuşturulmuş, 16 Ağustos 1960’da Zürih ve Londra’da kabul edilen belgeler tüm taraflarca imzalanmıştır. Ve bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurularak bütün dünyaya ilan edilmiştir. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması aslında bir düzen öngörmüş, fakat bu düzen ileride de görüleceği gibi Rumların hoşuna gitmemiştir. Ve antlaşmanın geçerliliği ve ihlali konusunda çeşitli girişimlerde bulunan Rumlar Enosis planlarından vazgeçmek istememektedir.

İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında imzalanan Kuruluş Antlaşması’na göz atacak olursak; Kıbrıs’ın bağımsız egemen bir cumhuriyet olduğunu ortaya koymakta ve toplam 99 mil kare büyüklüğünde iki üs bölgesini İngiltere’nin tam egemenliğine bırakmaktadır. Kıbrıs’ta bir Cumhuriyet kurulmasına ve Cumhurbaşkanı’nın Rum, Cumhurbaşkanı yardımcısının ise Türk olacağı belirtilmekte olup; Cumhurbaşkanı ve yardımcısı kendi toplumları tarafından genel seçim usulüyle seçilecektir. Resmi dili Türkçe ve Rumca olacak ve bayrak, tarafsız desen ve renkte kendine özel olacaktır. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısı 5 yıllık bir zaman için seçileceklerdir. İcra yetkisi, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısında toplanacaktır. Ayrıca, 7 Rum ve 3 Türk’ten oluşan bir Bakanlar Konseyi bulunacaktır. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısı kendi toplumlarına mensup Bakanları tayin edeceklerdir. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısı, Temsilciler Meclisinin kanun ve kararlarına karşı olarak tespit edilen aynı şartlar altında iade etmek hakkına sahip olacaklardır. Kanun yapma yetkisi %70 Rum ve %30 Türk oranına göre Türk ve Rum toplumları tarafından 5 yıl için seçilecek olan Temsilciler Meclisine verilecek olup; iki toplumunda kendi toplumları tarafından seçilecek, dini, kültür ve eğitim, öğretim konularında yetkili olacak Cemaat Meclisleri oluşturulacaktır. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısına dışişleri, savunma ve güvenlik konularında veto hakları verilmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin %60’ı Rum ve %40’ı Türk olmak üzere ordusu bulunacaktır. Yüksek Mahkeme kurulacaktır. Mahkeme üyeleri, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısı tarafından birlikte seçilecektir. Silahlı kuvvetlerin, jandarma ve polis kuvvetlerinin komutan ve komutan yardımcıları Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısı tarafından birlikte tayin edilecektir. Mecburi askerlik hizmeti ancak Cumhurbaşkanı ile Cumhurbaşkanı yardımcısının birlikte alacağı kararla konulabilecektir. Kıbrıs’ın en büyük 5 şehrinde Türkler ayrı belediyeler kuracaklardır.

Rum tarafı antlaşmayı gönülsüz onaylamıştır. Enosis hedefleriyken bu antlaşmaya zaten ileride de görüleceği gibi ihlal edeceklerdir.

Zürih Görüşmeleri ile belirlenen anayasanın temel maddeleri, iki toplumun eşitliğine ve işbirliğine dayanan bir düzen öngörerek, her iki topuma ayrı ayrı varlıklarını koruma hakkı sağlayarak, bir toplumun diğerine hükmetmesinin önünü anayasal güvencelerle kapatmıştır. İngiltere, Türkiye ve Yunanistan ile birlikte her iki toplumda eşit statüde iki kurucu ortak olmuşlardır. İki toplumlu bir Cumhuriyet olarak ortaya çıkan Kıbrıs Devleti, iki toplumun ortak egemenliğinde ve yönetiminde ortaya çıkmıştır.

Zürih Görüşmeleri ile oluşturulup imzalanan ve Lefkoşa antlaşmaları ile en son şeklini alan İttifak Antlaşması; Türkiye ve Yunanistan tarafından imzalanmış olup, Garanti Antlaşmasını tamamlar niteliktedir. Bu İttifak antlaşması; tarafların ortak savunmasını sağlamaya, Kıbrıs’ın bağımsızlığının toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik kolektif işbirliği öngörmektedir. İttifak Antlaşması’nın en önemli özelliği, Anlaşma’nın ittifak dışında kalan devletlerden gelecek saldırılara karşı harekete geçme imkanı sağlayarak, İttifaka üye devletlerden gelecek bir saldırı karşısında bu saldırı hükümleri uygulanamayacaktır. Böyle bir durumda, Garanti Antlaşması devreye girecektir. Bu antlaşmalarla Kıbrıs Devleti’nin bağımsızlığının nasıl korunacağı belirlenmiştir. Kıbrıs’ta üç tarafın dahil olduğu bir kuvvet merkezi oluşturulmasını öngören ve adayı dış saldırılara karşı korumayı hedefleyen İttifak Antlaşması; mevcut statünsün adada devamını sağlamak için ada üzerinde; Yunanistan’ın 950, Türkiye’nin 650 asker bulundurmasına izin vermektedir.

1959-1960 da Zürih ve Londra’da bir araya gelerek anlaşma yapan taraflar, adanın taraf devletlerden birinin egemenliğinde kalması veya bölünmesi yahut bir devlete katılması yerine bağımsız bir devlet olarak uluslararası camiaya katılmasını ve bu katılmanın koşullarını kabul etmişlerdir. Ada iki etnik toplumdan da bağımsız olarak kendi varlığını tesis ettirecektir, bu antlaşmalarla. Hiçbir ülke egemenliği, hakimiyeti öngörmeyen bu sisten Kıbrıs ulusunun kurulabilmesi için önemli bir adım olmuştur.

11 Şubat 1959 Zürih Görüşmelerinin yapılması ve neticesinde 19 Şubat 1959 Londra’da antlaşmaların imzalanmasıyla Kıbrıs’ta Cumhuriyet kurulmasına yönelik adımları sonucunda; Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs Anayasası, Garanti ve İttifak Antlaşmaları imzalanarak 15/16 Ağustos 1960 tarihinde ilan edildi. “Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti” çözümü Türkiye ve Yunanistan’ın tezlerinden tavizler vermesi sonunda gerçekleşmiş, Enosis ve Taksim planları geriye atılmıştır.

  1. Garanti Antlaşması ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı

Kıbrıs Cumhuriyeti ile Yunanistan, İngiltere ve Türkiye arasında yapılması kabul edilen ve esasen Zürih’te bir taslağı hazırlanarak, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan tarafından imzalanan Garanti Antlaşmasını son halini Lefkoşa Antlaşmaları ile almıştır.

Garanti Antlaşması’nın temel amacı; adadaki Türk ve Yum toplumlarının birbirlerine zıt taleplerini uzlaştıran bu antlaşma adından da belli olacağı gibi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin herhangi bir devletle birleşmesini engellemek temel amaçtır. Garanti Antlaşması, adanın taksimi ya da bir başka devlet ile birleşmesini önlüyor, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’ye Kıbrıs’ın bağımsızlığının korunması, sınır bütünlüğünün sağlanması, cumhuriyetin güvenliği ve anayasaya saygının korunması için müdahale etme hakkı tanıyordu. Ortaya konan şartlar dahilinde, adada düzenin bozulması durumunda bu devletler ortak olarak konuyu görüşüp uzlaşmaya varacaklar ve gerekirse müdahalede bulunacaklardır. Eğer ortak müdahale imkanı olmazsa garantör durumundaki her bir devlet düzenin sağlanması için müdahale hakkına sahip olacaktır. Garanti Antlaşması’na göre, Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini koruma ve devletin anayasasına saygı gösterme yükümlülüğünün altına girmiştir ve devletin bu özellikleri İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin garantisi altına alınmıştır.

Garanti Antlaşması’nın içeriğine bakacak olursak;

Garanti Antlaşması’nın 1. Maddesi, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne iki ayrı yükümlülük yükleyerek; ülke bütünlüğü ve ülke güvenliğinin korunması sağlamakla ve kendi Anayasası’na saygı göstermekle Kıbrıs Cumhuriyeti mükellef tutulmuş, herhangi bir devletle kısmen veya tamamen herhangi bir siyasi, iktisadi birliğe katılmama yükümlülüğü altına girmiştir. Yani Ada’nın birleştirilmesine veya taksimine yönelik bütün faaliyetlerin yasaklanmasının sağlamakla görevli tutulmuştur.

1.maddede öngörülen yükümlülükler 2. madde ile üç garantör devlet durumunda olan; Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’a da yüklenmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin herhangi bir devletle birleşmesine ve Ada’nın taksimini dolaylı ve doğrudan bir biçimde taksimine yönelik her faaliyete bu garantör devletler yasak getirmek durumundadır.

Antlaşmanın 3. Maddesiyle, İngiltere; tam egemen durumunda bulunduğu bölgelerin statüsüne ilişkin düzeni ve bu düzenin kendi lehine sağladığı hakları bir daha garanti altına almıştır.

Anlaşma hükümlerinin ihlali durumlarında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin ne şekilde hareket edeceğini ve sahip olunan hakları gösteren en önemli madde 4.maddedir. Kademeli olarak düzenlenmiş hareket tarzına göre, üç garantör devlet öncelikle Anlaşmaya uyulması amacıyla gereken önlem ve girişimler için görüşmek durumundadır. Bu görüşme sonucunda eğer harekete geçmek mümkün değilse, garantör devletlerden her birinin, Anlaşma ile yaratılmış olan düzeni yeniden sağlamak amacıyla harekete geçmek hakkı saklıdır.

Garanti Antlaşması ortak ve uyumlu hareketin mümkün olmadığı durumlarda üç garantörden her biri için tek başına müdahale hakkını saklı tutmuştur.

4.Kıbrıs Müdahalesinin Uluslararası Hukuk Boyutundan İncelenmesi

Bu çerçevede Garanti Antlaşması’nın hükümleri ile 1974 yılında Türk Hükümetinin Kıbrıs’a gerçekleştirdiği müdahaleyi bu antlaşma çerçevesinde bu müdahalenin uluslararası hukuka uygunluğunu beraber inceleyecek olursak;

Görüldüğü gibi Türkiye, 1974 Barış Harekâtını, işte bu anlaşmanın 4. maddesinin kendisine verdiği hakka dayanarak yapmış ve 1974 Barış Harekâtı uluslararası bir anlaşmadan doğan bir hakkını kullanılarak, o anlaşmanın yüklediği sorumluluğun yerine getirilmesidir.

Uluslararası alanda bir sorunun çözülmesi için ilk olarak diplomatik yollara başvurulması gerekmektedir. Ki Türkiye burada ilk olarak diplomatik yollara başvurmuş, imzalamış olduğu antlaşma çerçevesinde taraflarla görüşmelerde bulunmuştur. Daha sonra bir çözüm alamayınca ve Kıbrıs’ta denge, yani mevcut durum Garanti Antlaşması aleyhine bozulmaya başlayınca müdahale kararı almıştır.

1974 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, sorunun çözümü için bir müdahaleye girişmeden evvel diğer garantör devlet İngiltere’nin hükümetiyle görüşmede bulunmuş ve ortak müdahale teklif etmiş fakat İngiltere çekimser bir tutum sergilemiştir. Bunun üzerine, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Adanın Kuzeyine asker çıkarmak suretiyle barış harekâtına başlamıştır. Türklerin güvenli şekilde yaşayabilecekleri, Adanın Kuzeyinde %37 oranında Türkler için güvenli bölge oluşturulmasının ardından müdahale sona ermiştir.

Türkiye’nin 1974’teki müdahalesi yıllardır Yunanistan ve Güney Kıbrıslılar tarafından dünya kamuoyuna bir işgal olarak tanıtılmaya çalışıldı, oysa ki gösterilmeye çalışıldığı gibi bir işgal değil, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında anlaşmaya varılan ve uluslararası alanda da onaylanan bir anlaşmanın verdiği hukuki ve yasal müdahaledir. Garanti Antlaşması’nın 4. Madde çerçevesinde Türkiye’ye tanıdığı hukuki bir hakkı kullanmış olup, Türkiye Kıbrıs’ı işgal etmemiş, tam aksine Yunan İşgalinden kurtarmıştır.

Ayrıca burada şunu da belirtmekte yarar olduğunu görmekteyim. Eğer Türkiye, işgal etmeyi kafasına koysaydı, Yunanistan’ın daha önce ona verdiği fırsatları değerlendirirdi ki böyle bir şey olmamıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı,  Kıbrıs’ın bağımsızlığı için ortaya imza koyan üç devletten Yunanistan’ın Kıbrıs’ı sınırları içine almak için Ada’yı işgale kalkışması sonucu gerçekleşmiştir. Göz ardı edilmeyecek olan bir gerçekte Türkiye, Kıbrıs’a müdahale etmeden önce ilgili garantör ülkelerle ilişkilere girişmiş ve görüşmeler neticesinde sonuç alamayınca müdahaleyi gerçekleştirmiştir.

Türkiye’nin garantörlük hakkıyla doğan yasal müdahalenin asıl amacı, Ada’da yaşayan Türklerin can ve mal güvenliklerini korumaktır.

Anlaşmalar yoluyla oluşturulan düzende, iki milletli yapının sağlanmasına ve iki anavatan arasında dengenin sağlanmasına hizmet eden Garanti Antlaşması’nda garantör devletlerin harekete geçme hakkı saklı tutulduğundan uluslararası hukuka ve BM Sözleşmesi’ne uygundur. Bu bağlamda BM Antlaşması’nın 2/4 maddesi ile harekete geçme arasında çelişki değil paralellik mevcuttur. BM anlaşması BM’e üye olan devletlerin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanılmasını ve kuvvet kullanma tehdidinde bulunmayı yasaklamıştır bu maddesiyle. Kıbrıs Cumhuriyeti de, Garanti anlaşması tamamen aynı paralelde Kıbrıs Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını temin etmek amacı ile bir müdahale hakkı kabul etmiştir. Yani buradan anlaşılıyor ki Kıbrıs’a müdahale ancak Kıbrıs’ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünün bozulacağı durumlarda gerçekleştirilmelidir. Kıbrıs Garanti Antlaşması hukuki bağımsızlığı siyasi bağımsızlıkla temin etmek istemiştir. Yani Arsava’nın da belirttiği gibi siyasi bağımlılık hukuki bağımsızlığı da ortadan kaldırır.

Garanti Antlaşması’nın Türkiye’ye verdiği müdahale hakkının amacını başta Türkiye;  “Kıbrıs’ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü, Türk Toplumunun hak ve çıkarlarını korumak”  olduğunu açıklamıştır. İşte bu nedenledir ki BM Antlaşması’nın 2/4 maddesinde belirtilen kuvvet kullanma yasağını Türkiye, Garanti Antlaşması’nın 4. Maddesine dayanarak garantör devlet olarak ona tanınan hak çerçevesinde tamamen antlaşmanın kuralları çerçevesinde müdahaleyi yasal olarak gerçekleştirmiştir.

Bu arada Atina Temyiz Mahkemesi’nin 21 Mart 1979 tarihinde aldığı 2658/79 sayılı karar ile Avrupa Konseyi’nin aldığı 29 Temmuz 1979 tarihli 573 sayılı kararda Türk müdahalesinin  “işgal” olmadığını belirtmektedir. Atina Temyiz Mahkemesi kararında ; “Türkiye’nin Zürih ve Londra antlaşması çerçevesinde garantör devlet olarak Kıbrıs’a müdahalesi yasaldır. Asıl sorumlu haklarında dava açılan Yunan Subaylarıdır.” Türk Barış Harekatı’nın bir işgal olduğunu vurgulayan tek bir BM kararının olmadığını da burada vurgulamakta yarar vardır.

1960 Garanti Anlaşması anlaşmada garantör olarak yer alan devletler arasında dengelerin kurulduğu bir anlaşmadır. Yani bir denge antlaşmasıdır diyebiliriz. Bu anlaşma bizatihi Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin çıkarlarının korunmakla birlikte garantör devletlerin uluslararası çıkarlarını uzlaştıran bir anlaşma niteliği taşımaktadır. Garanti anlaşmasının hükümlerinin anayasanın temel hükümleri olarak kabul edilmesi nedeniyle, Garanti anlaşmasının ihlali sadece bir uluslararası hukuk ihlali olarak ortaya çıkmamakta aynı zamanda bir anayasa ihlali olarak ortaya çıkmaktadır. Garanti anlaşması, Kıbrıs’ın bağımsızlığının bütünlüğünün korunmasını, sadece üçüncü devletlere karşı değil, Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin kendisine karşı koruma altına almıştır ki; bunu Garanti Antlaşması’nın maddelerine baktığımızda da görebiliriz. Bu nedenle garantör devletlerin yaratılan hukuk düzeninin Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından ihlal edildiği görülürse garantör devletler tarafından Kıbrıs’a müdahale hakkı doğmaktadır.

Son olarak eklemek gerekirse; Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin iç self determinasyon hakkının sınırlandırılması, ulusal gruplar arasında dengeyi sağlamak, çatışmayı önlemek için bulunan bir formülken, Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin dış self determinasyon hakkının sınırlandırılması, garantör devletlerin çıkarlarının bağdaştırılması ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üzerinde herhangi bir devletin hak talep etme hakkının önlenmesi amacıyla oluşturulmuş bir formüldür. Self determinasyon hakkı egemen ve bağımsız bir devleti parçalamak için kullanılamaz. Bunu belirtmekte yarar olduğunu görüyorum.

 

Orijinal metin: http://www.hukuklusaat.com/1974kibris.docx

Gelen Aramalar: https://yandex ru/clck/jsredir?from=yandex ru;search;web;;&text=&etext=1831 fjB3Sal9szMv4T_8PHHOseWjxdT71J84M2Jg88dCQxJykCMnKLEkTmKv5WaVsM8M 95f2953f846843a6ffb8e04696000aa0ee6a4d95&uuid=&state=_BLhILn4SxNIvvL0W45KSic66uCIg23qh8iRG98qeIXme, https://yandex ru/clck/jsredir?from=yandex ru;search;web;;&text=&etext=1835 k4Ryf_yqyCmb7WzTBy74fbyqkxnS3cniHsWcu4PV69-Lvv6jl8D1LATa2RLR1NkD ac39edc84dcaef980853e7101866c1fbe1598a02&uuid=&state=_BLhILn4SxNIvvL0W45KSic66uCIg23qh8iRG98qeIXme
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 6 YORUM
  1. Ugur dedi ki:

    Nazlı Hanım her zamanki gibi ilgi çekici bir çalışma olmuş. Elestirecek bir eksiklik göremedim. Basarilarinizin devamını dilerim.

  2. Hatice dedi ki:

    Nazlı hanım tebrik eder , başarılarınızın devamı dilerim 🙂 gerçekten çok güzel anlamlı bir makale olmuş 🙂

  3. Arzu dedi ki:

    Nazlı hanım gerçekten çok güzel bir makale olmuş başarılarınızın devamını dilerim 🙂

  4. EMRAH dedi ki:

    Nazlı hanım cok güzel bi çalısma olmuş basarilarinizin devamini dilerim

  5. Emrah dedi ki:

    Nazlı Hanım, emeğinize sağlık 🙂

  6. Gülşah dedi ki:

    Nazlı Hanım, başarınızın devamını diliyorum emeğinize yüreğinize sağlık

BİR YORUM YAZ